theme-sticky-logo-alt
İsrail’de sağ aşırı sağa karşı

İsrail’de sağ aşırı sağa karşı

İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçimler yaklaşırken sokaklarda, seçim afişlerinde ve siyasi tartışmalarda iki farklı İsrail görüntüsü öne çıkıyor. Bir tarafta İsrail’in güvenliği hiç olmadığı kadar tehlikeye varan, toplumu tehdit algısıyla yönetmesine rağmen güvenlik kaygıları üzerinden Netanyahu’ya destek verenler, diğer tarafta ülkenin geleceğini onun iktidardan uzaklaşmasında görenler. Kutuplaşma yalnızca siyasi tercihlerle sınırlı değil. Laiklerle dindarlar, liberallerle milliyetçiler, Yahudilerle Araplar arasındaki tarihsel ayrışmalar da giderek derinleşiyor.

Ancak seçim atmosferinin belki de en dikkat çekici özelliği şu: İsrail’de geleneksel anlamda sağ-sol mücadelesi neredeyse ortadan kalkmış durumda. Siyasi rekabet büyük ölçüde aşırı sağ ile merkez sağ arasında yaşanıyor. Bir zamanlar İsrail siyasetinin belirleyici güçlerinden olan sol ise artık oldukça sınırlı bir temsil alanına sahip.

Bu nedenle seçimler yalnızca yeni hükümeti belirlemeyecek. Aynı zamanda Netanyahu’nun uzun iktidar dönemine ilişkin bir referandum niteliği taşıyacak.

İKİ FARKLI İSRAİL

Netanyahu’yu destekleyen kesimlerin önceliği güvenlik. 7 Ekim 2023’te sarsılan İsrail toplumunda güvenlik kaygısı siyasetin merkezinde bulunuyor. Netanyahu ise İran’dan Hamas’a, Hizbullah’tan bölgesel tehditlere uzanan geniş bir güvenlik söylemiyle seçmenini bir arada tutmaya çalışıyor.

Bu siyasi çizginin en sert temsilcileri arasında aşırı sağcı Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich bulunuyor. Filistinlilere yönelik sert politikaları, Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişletilmesini savunmaları, yerleşimci şiddetini teşvik etmeleri ve dinî milliyetçi yaklaşımlarıyla bu isimler İsrail siyasetinin giderek sağa kaymasının da sembolleri.

Netanyahu karşıtı cephe ise farklı siyasi eğilimleri bir araya getiriyor. Bu kesimin ortak paydası Filistin meselesinden çok, Netanyahu’nun yönetim anlayışına duyulan tepki. Yargı bağımsızlığı, demokratik kurumların korunması, hukukun üstünlüğü, yolsuzluk iddiaları ve devlet yönetiminde şeffaflık temel tartışma başlıkları.

Ancak burada önemli bir çelişki var. Netanyahu’ya karşı çıkan partilerin tamamı liberal ya da barış yanlısı değil. Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, eski Başbakan Naftali Bennett ve Avigdor Lieberman gibi isimler de güvenlikçi ve milliyetçi siyasi geleneklerden geliyor.

Dolayısıyla İsrail’deki temel ayrışma, Filistinlilerle barış isteyenlerle istemeyenler arasında değil. Daha çok ülkenin nasıl yönetileceği ve güvenliğinin nasıl sağlanacağı konusunda yaşanıyor.

NETANYAHU MU, EISENKOT MU?

Seçimin iki önemli aktörü Netanyahu ile Gadi Eisenkot. Netanyahu, İsrail siyasetinde uzun yıllardır belirleyici olan, güvenlik politikalarını siyasi gücünün temel dayanağına dönüştüren bir lider.

Eisenkot ise eski Genelkurmay Başkanı kimliğiyle güvenlik konusunda Netanyahu’ya alternatif oluşturuyor. Daha kurumsal, daha öngörülebilir ve siyasi kutuplaşmayı azaltmayı hedefleyen bir yönetim vadediyor.

Ancak iki isim arasında Filistin meselesi bakımından köklü bir ideolojik ayrışmadan söz etmek zor. Eisenkot’un yaklaşımı Netanyahu’ya göre daha pragmatik olsa da Filistin devletinin kurulması, Gazze’nin geleceği ve Batı Şeria’daki işgal konusunda kapsamlı bir barış programı seçim kampanyasının merkezinde değil.

İsrail toplumunun önemli bir kesimi için öncelik Filistinlilerin geleceğinden çok, kendi güvenliği ve devletin geleceği.

7 Ekim sonrasında yapılan ilk genelseçim olması da bu tabloyu daha anlamlıkılıyor. Seçmenler yalnızca geleceği değil, 7 Ekim’deki güvenlik başarısızlığının siyasi sorumluluğunu da değerlendirecek.

BATI ŞERİA’DA ŞİDDET SANDIKTA SESSİZLİK

Seçim kampanyalarının gölgesinde kalan en önemli meselelerden biri Batı Şeria. Yerleşimci terörü Filistinlilerin topraklarına yönelik müdahaleler ve işgal altındaki bölgelerde yaşanan gerilim sürüyor.

Özellikle dinî milliyetçi partiler, Batı Şeria üzerindeki İsrail kontrolünün kalıcılaştırılmasını savunuyor. Netanya-hu’nun siyasi ittifakları da bu politikaların güçlenmesine katkıda bulunuyor.

Buna karşılık Netanyahu karşıtı ana akım partiler de işgalin sona erdirilmesini temel seçim vaatleri arasına yerleştirmiyor.

Gazze için de benzer bir tablo söz konusu. Savaşın yarattığı insani yıkım, Filistinlilerin siyasi hakları ve iki devletli çözüm, Yahudi İsrailli seçmenlere seslenen büyük partilerin kampanyalarında ikincil konumda.

Bu nedenle Netanyahu’nun seçimleri kaybetmesi, İsrail’in Filistin politikasında otomatik olarak köklü bir değişim yaşanacağı anlamına gelmiyor.

ARAP PARTİLERİ KİLİT KONUMDA AMA…

İsrail seçim sisteminde 120 üyeli parlamentoda hükümet kurabilmek için en az 61 milletvekilinin desteği gerekiyor. Ülke genelinde nispi temsil uygulanıyor ve partilerin parlamentoya girebilmesi için yüzde 3.25 seçim barajını aşması gerekiyor.

Son kamuoyu yoklamaları hiçbir siyasi bloğun tek başına rahat bir çoğunluğa ulaşamadığını gösteriyor. Netanyahu’nun ittifakı yaklaşık 50 sandalye düzeyinde kalırken, karşıt cephe de hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu sağlayamıyor.

Bu noktada Arap partileri önem kazanıyor. Anketlerde toplam 13-15 milletvekilliğine ulaşabilecekleri öngörülen Arap partileri, özellikle Netanyahu karşıtı bir hükümetin kurulmasında belirleyici olabilir.

Ancak İsrail siyasetinin temel çelişkilerinden biri burada ortaya çıkıyor. Arap seçmenlerin desteğine ihtiyaç duyan bazı Yahudi partileri, Arap partileriyle koalisyon kurmaya yanaşmıyor.

Netanyahu cephesinde ise Ultra-Ortodoks Haredi partileri önemli bir güç. Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği gibi partiler, dinî eğitim kurumlarının finansmanı, askerlik muafiyetleri ve toplumsal ayrıcalıklar konusunda elde ettikleri kazanımları korumak için Netanyahu’yla ittifaklarını sürdürüyor.

Böylece seçim sonucunu yalnızca büyük partilerin oy oranları değil, küçük partilerin barajı geçip geçmemesi ve koalisyon pazarlıkları belirleyecek.

TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER DEĞİŞİR Mİ?

Seçim sonuçları Türkiye-İsrail ilişkileri açısından da önem taşıyor. Netanyahu döneminde özellikle Gazze soykırımı nedeniyle derinleşen diplomatik kriz, iki ülke ilişkilerini son derece sorunlu bir noktaya taşıdı. Eisenkot öncülüğünde kurulabilecek bir hükümetin diplomatik dili yumuşatması ve bölgesel ilişkilerde daha pragmatik davranması mümkün. Ancak İsrail’in güvenlik öncelikleri, Suriye politikası ve Filistin meselesindeki temel yaklaşımı dikkate alındığında hızlı ve köklü bir normalleşme beklemek gerçekçi değil.

5. SEÇİMDEN BUGÜNE

İsrail, 2019-2022 arasında dört yıldan kısa sürede beş genel seçim yaşadı. Koalisyon krizleri, Netanyahu’nun siyasi geleceği ve birbirleriyle uzlaşamayan partiler ülkeyi sürekli sandığa götürdü.

2022 seçimlerinde Netanyahu, aşırı sağ ve dinci partilerin desteğiyle yeniden iktidara geldi. Kurduğu hükümet, İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden biri olarak değerlendirildi. Aradan geçen dört yılda yargı reformu tartışmaları, kitlesel protestolar, 7 Ekim’in ardından yaşanan savaşlar toplumsal ayrışmayı daha da derinleştirdi. Şimdi seçmenlerin önünde yalnızca iki lider değil, iki farklı yönetim anlayışı bulunuyor. Ancak bu iki anlayışın Filistin meselesinde birbirinden ne ölçüde ayrışacağı hâlâ tartışmalı.

MUHALİFLER NETANYAHUKARŞITI MİTİNGDE BULUŞTU

İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçimler öncesinde Netanyahu muhalifi on binlerce kişi, “7 Ekim olaylarına ilişkin devlet soruşturması” talebiyle Tel Aviv’de bir araya geldi. Mitinge muhalefet kanadından Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ve Yisrael Beytenu Partisi lideri Avigdor Liberman da katıldı. Eisenkot, alanda “İsrail’in yeni başbakanı” sloganlarıyla karşılandı.Chris McGrath Getty Images

GÖSTERİ İPTAL

Rus komedyen Maksim Galkin’in İstanbul Kongre Merkezi’nde yapılması planlanan gösterisi, sanatçının İsrail yanlısı açıklamaları nedeniyle doğan tepkiler üzerine iptal edildi. Galkin 2022 yılında İsrail’e yerleşmiş ve 7 Ekim 2023 sonrasında desteğini açıkça dile getirmişti. ● KÜLTÜR SANAT SERVİSİ

Seçime saatler kala ‘nükleer savaş’ mesajı

Netanyahu dün sosyal medyada aşırı sağcı köşe yazarı Yuval Blumberg’in yazısını paylaştı. Yazıda İran’dan gelecek bir nükleer saldırı tehlikesi olduğu savunularak “İran’daki işi bitirmek” için Netanyahu’ya destek isteniyor. Netanyahu paylaşımına İsrail’e yönelik “atom bombası” saldırısına dair üretilmiş bir görseli de ekledi.

BİR DÖNEMİN SONU MU?

İsrail’de seçimlerin sonucu kadar sonrasında yaşanacaklar da önemli. Netanyahu yeniden iktidara gelirse aşırı sağın devlet politikaları üzerindeki etkisinin sürmesi bekleniyor. Muhalefetin kazanması ise demokratik kurumların yeniden güçlendirilmesi açısından yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.

Ancak sandıktan Netanyahu karşıtı bir çoğunluk çıksa bile bu çoğunluğun ortak bir hükümet programında buluşması kolay olmayacak.

Kudüs’teki seçim atmosferinin ortaya koyduğu temel gerçek şu: İsrail toplumu Netanyahu konusunda derinden bölünmüş durumda. Fakat Filistin meselesinde siyasi yelpazenin büyük bölümü birbirine sanıldığından daha yakın. Bu nedenle 27 Ekim seçimlerinin asıl sorusu yalnızca Netanyahu’nun gidip gitmeyeceği değil. Netanyahu sonrasında İsrail’in gerçekten değişip değişmeyeceği. Çünkü bir liderin değişmesi her zaman bir ülkenin siyasi yönünün değişmesi anlamına gelmiyor.METE ÇUBUKÇU KUDÜS

15 49.0138 8.38624 arrow 0 arrow 0 4000 1 0 horizontal https://aliagailkhaber.com.tr 250 0 1